İş Lazım

HAGB ve güvenlik soruşturması ilişkisi

HAGB müessesesi hukukumuza ilk defa 2005’te Çocuk koruma kanununda çocuklar için gelmiştir. Çocukların ardından gerek Birleşmiş Milletler raporları gerekse insan hakları örgütlerinin etkisi ile yetişkinler için de uygulanmaya başlanmıştır. Son derece kaotik ve tartışmalı bir uygulama olan HAGB; güvenlik soruşturmalarında da tartışmalı ve kaotik hukuki zemininin yarattığı sarsıntıyı hissettiriyor. Öyle ki birçok hukukçu farklı farklı fikirler, farklı görüşler dile getirmektedir bu konuyla ilgili. Ben de pek tabi bir hukukçu olarak doğru-yanlış kendi subjektif görüşümü dile getireceğim bu yazımda. Ancak evvela bu uygulamanın amacını, geçmişini, dünyadaki uygulamasını, felsefesin ele almak gerekiyor ki daha steril ve çok boyutlu bir yorum, kanı oluşturabilelim.

Anaysa Mahkemesi raportörü Dr Emin Kaya’nın HAGB ile ilgili olan şu tezinden aldığım aşağıdaki cümle ile yazımı başlatmak istiyorum. Normalde kolay kolay alıntı yapmam ama bu paragrafa bayıldım 🙂 :

HAGB uygulamasında mahkûmiyet hükmünün hukuki sonucu sayılan ceza yoktur. Bu “yok” kasten yeni bir suç işlenip denetim hali bozulursa “var”a dönebilir. Fakat gelecekteki bu yeni suç şu an yoktur, sadece muhtemeldir. Demek ki, geçmişteki suçun varlığı ile gelecekteki suçun varlığı an itibariyle aynı etkiye sahiptir. Gelecekteki suç ne kadar yoksa geçmişteki suç da o kadar yoktur. Dolayısıyla, HAGB ile bir sanığın herhangi bir davada mahkûmiyetine, hükümlülüğünün sonucu olan cezadan ise beraatına karar verildiği söylenebilir.

Sevgili okur HAGB yani “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” bir araftır. Ne cennettir ne de cehennem. Kadim kutsal kitaplarda; kötülük yapan hayvanların hayvan olmalarından mütevellit iradelerinin kısıtlı olmasından dolayı bir süre arafta tutulup bekletileceği ardından bekleme süredi geçtikten sonra cennete gidebilecekleri vurgulanmıştır. İşte idare yargı kanalıyla ilk defa suç işleyen ve işlenen suçun hükmü de 2 yılı geçmediği takdirde kişileri bir süre arafta tutup uslu dururlarsa cennete transfer etme yöntemini izleyebilmektedir. Kaynağını Ceza Muhakmesi Kanunu 231’den alan bu müesseseyi bir hukukçu olarak çok beğeniyor ve açıkcası geliştirilmesini de isterim.

Zira iddia ediyorum ceza normlarını en iyi bilen kişileri mesela ceza avukatlarını ve cumhuriyet savcılarını 24 saat boyunca izlesek, denetlesek ve hatta bunu onların kendi rızaları hilafında yapsak ve bu denetimi 1 yıl kadar sürdürsek en az %90’ını suç işlerken yakalayabiliriz. HAGB müessesini desteklemeyen o ceza profesörlerini de bu klasmana dahil edebilirsiniz. Zira ne hukuk sistemleri ne de insanlar kusursuz değildir. Her zaman hatalar , kusurlar işlerler. Kaos ve kargaşa her daim var olacaktır, varlığın özü kargaşadır… Zaten aksi olsa idi canlılıktan, dinamizmden bahsedebilmek de mümkün olmazdı. Hiç suç işlemeyen, hata yapmayan insan da bundan mütevellit bir ottan bir kayadan farksızdır. Tüm bunları da suça teşvik etmek veyahut suçluları övmek için değil insanoğlunun tabiatına, doğasına, doğanın kurallarına bir nebze olsun ışık tutup hakikati yansıtmak için yazıyorum…

Elbette uygulamada bu müessesenin tatbikinde kaçınılmaz sorunlar olmaktadır. Mesela mahkumiyet, beraat, davanın düşmesi, erteleme, HAGB gibi seçenekler arasında kalan şüpheli sanıkların ezici çoğunluğu o anki psikoloji ile HAGB’yi kabul edip seçmektedirler. Uygulayıcılar ise “yapıştırayım HAGB’yi gitsin” anlayışında oldukları için kişileri 5 yıl boyunca psikolojik zan altında bırakmakta ve aklanabilme ihtimalleri de ellerinden alınmaktadır. Zira HAGB kararlarını temyize taşımak mümkün olmamakla beraber basit bir itiraz prosedürü var ancak ondan da aklanma şansları ne yazık ki yok.

Yine HAGB kararları memuriyete girişte “güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması” sırasında kişilerin karşısına çıkmaktadır (ve mahkemenin cezalandırmadığı kişileri idareler cezalandırabilmektedir. Koskoca ceza hukukçularının içinden çıkamadığı paradokslardan hukukçu kimliği olmayan alelade memurların oluşturduğu değerlendirme komisyonlarının çıkabilmesi de ne teoride ne pratikte mümkün gözükmemektedir.

Sonuç olarak insanların tesis etmeye çalıştığı hukuk bu kadar oluyor arkadaşlar. Bir tarafı memnun ederken diğer taraftan almak zorunda kalırsınız. Herkesi aynı anda memnun edeyim diye bişey yok. Olabildiğince az zararı vermek en az kötülük yapmak diye bir şey vardır. Teoride masumiyet karinesi ve bilimum hukuksal ilke ütopik ulaşılması kelimenin tam manasıyla imkansız hedefler koysa da gerçek budur: Pratikte işleyen sistemlerlerimi dünyanın her tarafında her daim birilerine istemeden de olsa zararlar verecek, telafisi güç haksızlıklara uğratacak…

Bu aşamada sevgili Prof İoanna Kucuradi’nin “Tek bir kişi haksızlığa uğruyorsa, hiçbir genel yarar korunamaz!” ve “Bir kavram ne zaman tehlikeli olur? İçeriği bulanık olduğu halde, herkes bu kavramı bildiğini sanınca.” sözlerini bu makalede yazmak istiyorum. Aslında bir felsefeci olarak sevgili İoanna tüm bu meseleleri şu iki cümle ile o kadar güzel aydınlatıyor ki benim burada karaladıklarım her ne kadar 70 sayfayı geçse de şu iki cümle kadar aydınlatıcı olamadı…

HAGB kararı ne bir mahkumiyet ne de bir beraat sadece 5 yıl süreyle cezalandırmanın askıya alma olarak değerlendirilirse de suçun oluştuğunu, sübut bulduğunu hakimin onaylaması anlamına da gelmektedir. Lakin hakim bu durumu yani suçluluğu onaylasa da, tasdik etse de HAGB müessesinin konuluş amacı, etik felsefesi, tarihi gereği memuriyete girişlerde güvenlik soruşturmalarına olumsuz etki etmemesi gerekir kanaatindeyim. Aksi halde ne anlamı kaldı bu müessesenin? Hani cezalandırma 5 yıl sonra silinmek üzere askıya alınmıştı? Hem üstelik uygulamada bu müesseseyi hakimler suçluların da kabul etmesi ile neredeyse tüm küçük suçlar için uyguluyor ve bu da suçluluğun kabulü noktasında hakimlere pratikte ciddi cesaret veriyor. Yani mesela “amaan nasolsa yatmayacak suçu kabul edip yapıştırayım 1 yıl 6 ayı, sonra da HAGB’yi verivereyim” şeklindeki tez canlı, sabırsız ve tam da insan tabiatına, üşengeç ve sorumluluk kabul etmez doğasına uygun şekilde kestirip atmalarına sebebiyet veriyor. Şahsen tüm bu yukarıdakileri yazan bir hukukçu olarak ben o asliye ceza hakimliklerinden birinin yargıç koltuğuna otursam bir süre sonra ister istemez bu yukarıda bahsettiğim “kestirip atan, başından savmaya çalışan, sorumluluk kabul etmeyen” psikolojiye bürüneceğime eminim. Bu üşengeçlik durumu da sanık kişisinin kariyerine aradan zaman geçtikten sonra ciddi balta vurma tehdidi yaratmaktadır.

  T.C.
DANIŞTAY
8. DAİRE

Esas : 2016/7310
Karar : 2017/1406
Tarih : 07.03.2017

İçişleri Bakanlığı’nın Savunmasının Özeti : Polislik mesleğinin önem ve özelliği gereği düzenlenen dava konusu Yönetmelik maddesinin ve bu madde uyarınca tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Savunmasının Özeti : İşlem tarihinde geçerli olan Yönetmelik maddesi uyarınca tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : ……..

Düşüncesi : İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararında yer alan gerekçelerle davacının, Niğde Polis Meslek Yüksekokulu’ndan ilişiğinin kesilmesine ilişkin Polis Akademisi Başkanlığı’nın 28.11.2012 günlü işleminin iptali gerekeceği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı : ………….

Düşüncesi : Davacının, Niğde Polis Meslek Yüksekokulu’ndan ilişiğinin kesilmesine ilişkin Polis Akademisi Başkanlığı’nın 28.11.2012 günlü işlemi ile bu işleme dayanak olan Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliğinin 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemiş olmak” ibaresinin iptali istemiyle açılan davada; davanın reddi yolunda Danıştay Sekizinci Dairesince verilen 21.11.2014 günlü, E:2012/11396, K:2014/9023 sayılı karar; temyiz incelemesi sonucunda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 7.12.2015 günlü, E:2015/1091, K:2015/4785 sayılı kararıyla; dava konusu 17.5.2008 günlü, 26879 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliği’nin 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinin, 6.6.2015 günlü, 29378 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelik değişikliği ile değiştirildiği, bu nedenle düzenleme yönünden uyuşmazlığın esasının incelenmesinde hukuki yararın kalmadığı, davacının ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlem yönünden ise; yapılan Yönetmelik değişikliği ile davacı hakkında tesis edilen işlemin gerekçesinin hukuki olarak ortadan kalkmış bulunduğu, davacının okulla ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle, düzenleyici işlem yönünden temyiz isteminin reddine, Polis Meslek Yüksekokulu’ndan ilişiğinin kesilmesine ilişkin bireysel işlem yönünden Daire kararının bozulmasına karar verilmiştir.

2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 38. maddesinde, İdari Dava Daireleri Kurulunun, idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları temyizen inceleyeceği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay Dava Dairelerinin nihai kararlarının Danıştay’da temyiz edilebileceği, 49. maddesinin 4. fıkrasında ise Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50’nci madde hükümlerinin kıyasen uygulanacağı öngörülmüştür. 2577 sayılı Yasanın 49. maddesinin 4. fıkrasında yer alan düzenleme ile Danıştay Dava Dairelerine, ilk derecede bakılan davalarla ilgili bozma kararlarına karşı eski kararlarında ısrar edebilme yetkisi tanınmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, davacının Polis Meslek Yüksekokulu’ndan ilişiğinin kesilmesine ilişkin bireysel işlemin iptali gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dava; davacının Niğde Polis Meslek Yüksekokulu’ndan ilişiğinin kesilmesine ilişkin Polis Akademisi Başkanlığı’nın 28.11.2012 günlü işlemi ile bu işleme dayanak olan ve 17.05.2008 günlü, 26879 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliğinin 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemiş olmak” ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.

Danıştay Sekizinci Dairesi’nin 21.11.2014 günlü, E:2012/11396, K:2014/9023 sayılı kararıyla; 01.07.2012 tarihinde yapılan yazılı sınav sonucu Niğde Polis Meslek Yüksekokulu’na geçici kaydı yapılan davacı hakkında yapılan arşiv araştırmasında, okulun öğrencisi olmadan önce, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/1. maddesi uyarınca yaralama suçundan yargılandığının, Gelendost Ceza Mahkemesi’nin kesinleşen 29.03.2012 günlü, D. N0: 2011/100, K:N0: 2012/39 sayılı kararı ile, 11 ay 20 gün hapis cezası verildiğinin, ancak “hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı”nın tespit edilmesi üzerine, Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliği’nin 8/1/h/2 maddesi kapsamında değerlendirilerek Polis Meslek Yüksek Okulları Eğitim Öğretim Yönetmeliği’nin 21. maddesine istinaden okuldan kaydının silindiği; ertelemenin bir çeşidi olan, “hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi”, fail hakkında kurulacak ceza hükmünün belli şartlara bağlı olarak daha sonraki bir zamana bırakılması, failin denetim süresi içinde yeni bir suç işlememesi ve mağdurun mağduriyetini gidermesi koşuluyla cezanın uygulanmaması şeklinde tanımlanmış olup, yargılama sonunda verilen hükmün geçici bir süre askıda kaldığı, ancak, askı süresi (denetim süresi) içinde yeni bir suç işlenmesi ya da yükümlülüklere aykırı davranılması halinde mahkeme tarafından hükmün açıklanıp cezanın infaz edileceği ve ilgilisi hakkında hukuki sonuç doğuracağı, başka bir ifadeyle, bu kararın, beraat anlamına gelmediği, belirtilen süre içerisinde sanığın denendiği, denetim süresi sonunda beklenilen gibi davranması halinde, beraat kararının hüküm ve sonuçlarını doğuracağı; sonuç olarak, polislik mesleğinin özelliği gereği, mesleğe sabıkası ve kötü hali olmayan kişilerin seçilmesinin kaçınılmaz olduğu, toplumda güvenlikten sorumlu kurumların oluşumunun sağlam bir yapı üzerine inşa edilmesi amacıyla azami titizlik gösterilerek getirilmiş olan bu düzenlemenin hukuka uygun olduğunun kabulünün bir zorunluluk teşkil ettiği, bu nedenle, Yönetmeliğin davaya konu edilen 8/h maddesinde sayılan suçlardan dolayı polis adayları hakkında “hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemiş olmak” şeklinde getirilen koşulda hukuka aykırılık görülmediği; bu durumda, üst sınırı üç yıl hapis cezası öngörülen bir suçtan dolayı mahkum olan, bilahare “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararı verilen davacı hakkında, Yönetmeliğin hukuka uygun bulunan 8/1/h/2 maddesi uyarınca tesis olunan işlemde de mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Dairemiz kararının temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 07.12.2015 tarih ve E: 2015/1091 K: 2015/4785 sayılı kararıyla, yapılan Yönetmelik değişikliği ile davacı hakkında tesis edilen işlemin gerekçesi hukuki olarak ortadan kalkmış bulunduğundan, davacının okulla ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle bireysel işlem yönünden davanın reddine ilişkin kararımız bozulmuş, düzenleyici işlem yönünden temyiz istemi reddedilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 46. maddesinin 1. fıkrasında; Danıştay dava daireleri kararlarına karşı Danıştay’da temyiz yoluna başvurulabileceği, 2575 sayılı Yasanın 38. maddesinde İdari Dava Daireleri Kurulunca idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararların temyizen inceleneceği, 2577 sayılı Yasanın 49. maddesinin 4. fıkrasında da; İdare mahkemelerinin bozmaya uymayarak eski kararında ısrar edebileceği öngörülürken, Danıştay İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları kararlarına uyulmasının zorunlu olduğu belirtilerek, Danıştay dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararların temyizen bozulması halinde ise ısrar olanağı tanınmamıştır.

Bu nedenle, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı üzerine yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.

Davacının Niğde Polis Meslek Yüksekokulu’ndan ilişiğinin kesilmesine ilişkin Polis Akademisi Başkanlığı’nın 28.11.2012 günlü işleminin iptali istenmektedir.

Dava konusu, 17.05.2008 günlü, 26879 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliği’nin 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, “(1) Yüksekokullara başvuru yapacak adaylarda aşağıdaki şartlar aranır.

h) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezası öngörülen kasten işlenmiş suçlar ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48/A-5 maddesinde sayılan suçlardan dolayı,

1) Affa uğramış veya yasaklanmış haklar geri verilmiş olsa dahi mahkumiyeti bulunmamak.

2) Hükmün açıklamasının geri bırakılmasına karar verilmemiş olmak.

3) Devam etmekte olan bir kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak…” hükmü bulunmakta iken, 06.06.2015 günlü, 29378 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesiyle, bahse konu madde, “…h) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın kendisinin ve evli ise eşinin;

1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkum olmamak,

2) Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkum olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak…” şeklinde değiştirilmiştir.

4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu’nun 30/f maddesinde; polis meslek yüksek okullarının kuruluş, çalışma, disiplin ve eğitim-öğretim esasları ile bu okullara alınacak öğrencilerde aranacak şartlar, yapılacak sınavlarla, enstitünün kuruluş ve işleyişine ilişkin esaslar ve diğer hususların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği hükmü yer almaktadır.

4652 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan ve 17.05.2008 günlü, 26879 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliği’nin “Kesin Kayıt-Kabul” başlıklı 22. maddesinin 2. fıkrasında; güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması olumsuz olan veya Sağlık Yönetmeliğinde belirtilen nitelikleri taşımadıkları anlaşılan, istifa eden ya da vefat eden adayların dosyalarının Yüksekokul Müdürlüğü tarafından Başkanın onayı ile işlemden kaldırılmak üzere Başkanlığa gönderileceği kuralı, 17.08.2008 günlü, 26970 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Polis Meslek Yüksekokulları Eğitim-Öğretim Yönetmeliği’nin “Yüksekokuldan Çıkma ve Çıkarılma” başlıklı 12. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinde ise; Giriş Yönetmeliği hükümlerine göre giriş ile ilgili şartları taşımadıkları, öğrenimleri sırasında sonradan anlaşılmış olanların yüksekokul ile ilişiklerinin kesileceği hükmü bulunmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden; Polis Meslek Yüksekokulları yazılı sınavını kazandıktan sonra Niğde Polis Meslek Yüksekokulu’na geçici olarak kayıt yaptıran davacının intibak eğitimi sürerken Yönetmelik hükmü gereği yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda, hakkında “yaralama” suçundan dava açıldığının, yapılan yargılama neticesinde Gelendost Asliye Ceza Mahkemesi’nin 29.03.2012 günlü, D.No:2011/100, K.No:2012/39 sayılı kararı ile, “kasten yaralama” suçu nedeniyle, Türk Ceza Kanunu’nun 86/1 maddesi uyarınca 11 ay, 20 gün hapis cezasıyla cezalandırıldığının ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinin anlaşılması üzerine, Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliği’nin 8/1/h/2 maddesi uyarınca, Polis Akademisi Başkanlığı’nın 28.11.2012 günlü işlemi ile Okulla ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır.

Olayda, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan ve Kanunda yazılı cezanın üst sınırını dikkate alan mevzuat uyarınca, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde düzenlenen ve ceza üst sınırı üç yıl olarak öngörülen “kasten yaralama” suçundan dolayı hükmün açıklanmasınıngeri bırakılmasına karar verildiğinden bahisle, dava konusu işlem ile davacının okulla ilişiği kesilmiş ise de, yapılan Yönetmelik değişikliği ile artık bir yılın altında hapis cezasına veya adli para cezasına mahkumiyet, polis meslek yüksekokulu öğrenciliğine engel teşkil etmemekte olup, bu durumda bulunan kişilerin okulla ilişiğinin kesilmesi sonucunu da doğurmamaktadır.

Bu durumda, yapılan Yönetmelik değişikliği ile davacı hakkında tesis edilen işlemin gerekçesi hukuki olarak ortadan kalkmış bulunduğundan, davacının okulla ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu davacının Polis Meslek Yüksekokulu’ndan ilişiğinin kesilmesine ilişkin bireysel işlemin iptaline, aşağıda dökümü gösterilen 647,10TL ilk derece ve temyiz yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.500,00 TL vekalet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, kullanılmayan posta avansının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 333. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık olmak üzere, 07.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Davacının takriben 9 yıl evvel ve henüz 16 yaşında olduğu sırada gerçekleştirdiği hareketler sebebiyle görevli memuru tehdit suçundan 14 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süreyle denetime tabi tutulmasına ve bu sürenin herhangi bir yasaklamada bulunulmadan veya yükümlülük yüklenilmeden geçirilmesine karar verilmesinin, söz konusu fiilin niteliği ve aradan geçen süre göz önüne alındığında hakkında yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına neden olduğundan söz edilemeyeceği SONUCUNA VARILMIŞTIR.” Danıştay 8 Daire 2015/2238 Esas, 2015/4853 Karar

Yukarıdaki karardan da görebileceğiniz üzere HAGB müessesi güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına engel değil. Ancak elbette suçun niteliği, ne zaman hangi koşullarda işlendiği (mesela haksız tahrik var mı?), kaç yıl ceza alındığı (1 yılın altı olunca otomatikman polislik gibi bazı memurluklar için sakınca kalkıyor) önem teşkil etmektedir. Yani bu noktada Danıştayın biraz suç ayrımı yaptığını ve duruma göre somut olayın özelliklerine göre subjektif davrandığını da ifade etmek isterim. Bu subjektifliğin ve pek tabi buna bağlı olarak ortaya çıkacak olan keyfiyetin ortadan kalkması için bütün “HAGB kararlarının” güvenlik soruşturmalarının olumsuz sonuçlanmasına vesile olmaması gerektiği kanısındayım.

Yorum ekle

Takip Et

Son Yorumlar