İş Lazım

Hiç yalan söylemeden reklam yapabilme sanatı?

Bir önceki yazılarımızda kurallarımızın öldüğünden bahsetmiştim. Racon öldü demiştim. Her geçen gün birer birer o kanunlarımızın işlevsiz ve gereksiz kalacağını iddia etmiştim.

Tüm bunları da; “geceleri kedi kesip kötülüğün ve tecavüzlerin dünyaya egemen olması için çabalayıp bundan da içten içe gizli ve derin bir haz duyan ve şeytani kahkalar atan siyah t-shirtlü piç bir anarşist” edasıyla değil “kuralların var olması gerektiğine tüm içtenliği ile inanan polo yaka Lacoste t-shirt giyen efendi bir ceza hukukçusu” kafasıyla söylemiştim.

Bu yazımızın konusu ise gerçekçi ve yalandan arınmış reklam olacaktır. Lakin sosyolojik ve hukuki 2 adet incelemenin ardından sonuca varacağım yani sizi biraz alakasız yerlerde gezdireceğim o sebeple yazıyı okurken biraz sabırlı olun.


Sosyolojik alandaki tablodan bahsedeyim biraz.

Malumunuz postmodern hakikat sonrası çağda herkes kendi gerçekliğini yaratıp kendilerine ait hayal dünyalarında yaşıyor. Bu inşa edilmiş tonlarca gerçeklik içerisinde herkesin ortak doğrusu ve gerçekliği diyebileceğimiz çok az norm kaldığından mütevellit “hiç yalan söylemeden reklam yapmayı geçtik yalansız yürümek bile” giderek imkansızlaşıyor…

Şu anda 21. yüzyılın bu yalnızlık dolu metropol sokaklarında istisnasız herkesin kabul edebileceği tek bir ortak doğru kaldı. O da bir insanın başka bir insana tecavüz etmemesinin, “rızası olmadan cinsel münasebette bulunmaması gerektiğine” dair olan norm… En sağcısından en solcusuna, en anarşistinden en muhafazakarına, en feministinden en ataerkilimize kadar herkes bu ortak doğruya sımsıkı sarılmış vaziyette. Zira elimizde bu ve bunun gibi bir avuç kural dışında ortak doğru kalmadı. Ataerkil düzenin de yıkılmasıyla modern düzenlerin pek de ortak kural ve norm üretemediği gerçeğine binaeten toplumu ayakta tutacak olan elde kalan son kozumuzun, son kolonların korunması için fevkalade çaba veriliyor. 

Zira bu elde kalan son normlar da yıkılırsa modern düzenlerin başarısızlığı, acizliği, zavallılığı, modern insanın esasında tongaya düşürülmüş ve çokuluslu şirketlerin ruhsal enerjisini sömürdüğü zavallı, aciz toplumlar olduğu gerçekliği tüm çıplaklığı ile ortaya serilecek. Balçıkla sıvanan güneş gözükecek.

Eski düzenlerde kölelik vardı; bedensel olarak herkes kendisini feodal bir ağa babasına kullandırıyordu ama ruhumuz bize aitti. Şimdi ise hem bedenimizi hem de ruhumuzu şeytana sattık. O sebeple açıkcası ben artık insanoğluna zerre acımıyorum.


Tüm bu yukarıdaki sosyolojik değişim olurken hukuksal alanda ceza kanunlarımız nasıl mı değişim geçirdi?

1980’lere kadar Fransa’da doğru delek suç olarak bile düzenlenmeyen cinsel suçlar için halihazırda 40 yıl 50 yıl gibi rakamlardan oluşan kanun taslaklarından bahseder olduk. Bakın ben bu hususun iyi ya da kötü olduğuna dair yorum yapmıyorum. Beni ilgilendirmez işin etik kısmı, açıkcası ahlak ve etik umrumda bile değil ben ekmeğime bakarım… Ben sadece sonuca bakarım… Hem ben kimim ki neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında ahkam keseceğim? Ben çıkarcı bir homo sapiensten başka birşey değilim.

25 sene evvel uygulanan eski Türk Ceza Kanunu 416. madde:
Onbeş yaşını bitiren bir kimsenin cebir ve şiddet veya tehdit kullanmak suretiyle ırzına geçen veyahut akıl veya beden hastalığından veya kendi fiilinden başka bir sebepten veya kullandığı hileli vasıtalardan dolayı fiile mukavemet edemeyecek bir halde bulunan bir kimseye karşı bu fiili işleyen kimse yedi seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır

 Günümüzde uygulanan yeni Tck 102. maddenin 2. fıkrası
Cinsel saldırı fiilinin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.

Tüm dünyada durum aynı. Sadece Türkiye’de değil. Hemen hemen her yerde sadece cinsel suçların cezası fevkalade artmasına rağmen işlenen cinsel suçların ve karşı cinse karşı şiddetin sayısı da azalmak şöyle dursun giderek artıyor… Yani cezalar ve kanun her alanda olduğu gibi bu alanda da işlevsiz kalmış vaziyette. 

Lakin cinsel suçlar ve kadına karşı şiddet kanadında, cephesinde bunlar olurken diğer suçlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğiz. Cinsel suç ve kadına şiddet suçları hariç diğer suçlar için tablo tam tersine! Onlar birer birer suç olmaktan bile çıktı; çıkmayanların da cezaları epey azaltıldı veya cüzi para cezalarına çevrildi. Uyuşturucu her sene birkaç ülkede serbestleştirildi, fuhuş birçok ülkede suç bile değil, aldatma dünyanın çoğu yerinde suç olmaktan çıkalı onyıllar oldu, erkeklere yönelik basit yaralama birçok yerde sadece para cezası gerektiren vasat, sıradan, alelade bir fiil (basit yaralama dediğime de bakmayın bunun içinde kemik kırmak ve sakat bırakmak hariç her türlü şey var)…

Yine ilginç bir şekilde Kuzey Avrupa ülkeleri ise ya cezaevlerini kapatıyor ve cezaları azaltıyor ya da cezaevlerini aşağıdaki fotodaki gibi iyileştirip cezaevinden ziyade iyileşme evi (ıslah olma evi) haline getiriyor. Ama aynı Kuzeyliler bir tek cinsel suçlar söz konusu olduğunda ciddi toplusal infial yaratıp en ağır şekilde cezalandırıyorlar.

İnsan sırf şurada yatmak için Norveç’e gidip suç işler be yaa :))))

Sonuç itibariyle gelinen noktada yıllar geçtikçe, dünya daha da “ÖZGÜRLEŞTİKÇE” birçok yerde cinsel suçlar için hapis cezaları da %50’yi geçkin oranda ağırlaştı. Üstelik bu cinsel suç cezalarının; “yetmez ama evet, daha fazlasını istiyoruz” feryatları, naraları eşliğinde katlanarak daha da arttırılması bekleniyor. Basit cinsel tacize ağırlaştırılmış müebbet verilene kadar devam edecek gibi gözüken bu cinsel suç cezasını arttırma furyası, modası dünya çapında tüm hızıyla cereyan ediyor.

“Kadının özgürleşmesi; “çocuk yetiştiren, yemek yapan, aile kuran” rolünden “iş hayatında aktif rol oynayan güçlü kadın rolüne geçiş yapması” erkeğin komplekse girmesine vesile olup kadına şiddeti arttırdı ve bu da suçu önlemek adına cezaları da arttırmayı gerektiriyor” şeklinde klişe ve popülist bir gerekçe, savunma sunabilirsiniz tüm bunlara. Lakin kadının özgürleşmesi Avrupa ülkelerinde 1980’lere gelindiğinde çoktan tamamlanmıştı, kimse kadına “aile kur, çocuk büyüt, ev temizle, yemek yap” şeklinde telkinlerle ağır baskılar yapmıyordu. O zamanlar bu şiddet olayları tırmanmamıştı da neden şimdilerde çoğaldı? Yani 2018’in şu dönemlerindeki kadına şiddet meselesindeki neden sonuç ilişkisi sadece kadının özgürleşip güçlenmesi gibi basit bir olguyla açıklanamaz. Türkiye’de her yıl 350-400 kadın öldürülüyor. Almanya’da da sayı buna yakın. Nüfusumuz da hemen hemen aynı. Almanya çoktan modernleşemedi mi? Ataerkil düzen orada yıkılalı yıllar hatta asırlar olmadı mı? Öyleyse hala neden şiddet azalmak şöyle dursun artıyor? Tüm bu cinayetleri Almanya’da göçmenler işlese bile ki alakasız yok öyle değil bu tablo bile batıdaki modern toplumun çöktüğü gerçeğini değiştirmez! Demek ki çöken şey ataerkil toplum değil zira o çoktan çökmüştü çöken şey modern toplumun ta kendisi…

Netice itibariyle toplumların DNA’larına işlemiş olan bütün linç etme enerjisi ve öfke bir avuç suça kanalize olmuş vaziyette. İnsanlar birbirlerine bu suçları işleme de ne yaparsan yap diyor. Şu anda sokakta yürüyen tüm erkeklere potansiyel birer tecavüzcü gözüyle bakıyor metropollü modern kadınlar.

Günümüzdeki sistemler bizlere genelde şuna benzer mesajlar veriyor:

“Geleneksel normların, tabuların, kuralların altından girip üstünden çıkarak suç işlememek kaydıyla bir insanın hatta koca bir toplumun önemli bir kısmının köleleştirin, üç kuruşluk maaşlara talim ettirin, köpekten daha aşağılık rezil bir hale getirin, mutsuz ve depresif kılın ama benim kanun dediğim metinde yazan o iki satırlık normu ihlal ederseniz hayatınızı sikerim! O sebeple suç olmamak kaydıyla her türlü kötülüğü yapabilirsiniz lakin dediğim gibi sakın ola kanunlarımdaki o bir avuç normu ihlal edip de suç işlemeyin.

Toplumlar da işte bu yüzden mutsuz ve duygusal anlamda künt. Toplumsal olarak değer verdiğimiz az sayıda ortak kuralımız ve prensibimiz, ortak normumuz kaldı. İnsanlar kanun olmasa bunu da yok sayacak vaziyetteler. Tüm kuralları birer birer çeşitli bahanelerle yıkıyoruz… Tüm dünyada Modern düzenler can çekişiyor, çatırdıyor ve tutunacak son dallarına da sımsıkı sarılıyor, üstüne de aç tavuk kendisini buğday ambarında sanır misali hayal dünyasında kendisine gerçeklikler yaratarak sahte mutluluğunu sürdürmeye çalışıyor…

Elde kalan bir avuç ortak değer ise bir sapık ve fetişist zihniyetle göklere çıkarılıyor…

Konuyu dağıttık yine, nereden geldik, nasıl bağladık tecavüze arkadaş! Feminazilerle aynı havayı soluya soluya ben de kafayı tecavüzle bozuyorum galiba, acilen metropolleri terk etmem lazım… Ne yapayım; 2018 yılında moda ve furya bu: “her şeyi erkek şiddetine bağlamak“. Bunu yapmazsan entellektüelden saymıyorlar.

Dünya’daki tüm kötülüklerin sebebi ataerkil düzen ve erkeklerin birilerini izinsiz becermesi” gibi cinsiyetçi, sığ ve gerçeklikten kopuk genellemeler yapmak üstüne de bunları cinsiyetçilikle mücadele adı altında yapmak statü göstergesi haline geldi. Her şeyin sorumlusu testesterondu demek, daha önce bunu nasıl akıl edemedik… Bütün ihaleyi erkeklerin; girişimci ve cesur rolünü üstlenen erkek cinsiyetinin üzerine yıkmamız gerektiğini nasıl akıl edemedik?

Bunları yazıyorum ki bundan 150 sene sonra insanlık ölmez sağ kalırsa bugünün çirkinliklerini görebilsin.

———————————————-

SONUÇ

Hiç yalan söylemeden reklam yapabilmek zorlaşsa da imkansızlaşsa da bunu başarabilenlerin ciddi prim yapacağını; hakikatin ve gerçeğin gücüyle palazlanacağını söylemek isterdim arkadaşlar lakin artık maalesef söyleyemeyeceğim. Çünkü doğruyu söyleyeni eskiden sadece 9 köyden kovuyorlardı şimdilerde ise kovmakla kalmayıp linç ediyorlar, hayatını sikiyorlar.

Mesela şöyle bir reklam metni düşünün “parlakfikirler ile erkek gibi hedefinize odaklanıp acımasızca saldırın ve hükmedin

Yukarıdaki metinde “saldırganlık, hedefe odaklanma, hükmetmek” gibi özellikler erkeğe atfedilmiş durumda. Böylesi bir reklam metni politik doğruculuk adı altında gerçeklerden kopmayı şiar edinmiş bünyeler için çok ciddi zehirli etkileri olacaktır. Bu yukarıdaki 3 özellik kim ne derse desin testesteron hormonunun tesiri altındaki bir beyinde en üst seviyede olacaktır. Yani genel olarak bakın tekrar ediyorum genel olarak erkek zihnine aittir bu özellikler. Aksinin doğru olduğuna ikna etmek için ağzınızla kuş tutsanızda, medya şirketlerine trilyon dolarlar akıtsanız da, toplumsal cinsiyet rollerini reddetmek ve hatta yok etmek için götünüzü yırtsanız da gerçek, hakikat budur. İnsanoğlunun topyekün genetiği ile oynanmadığı müddetçe de bu hakikat değişmeyecektir…

Böylesi bir reklam metnini şehrin en işlek billboardlarına assam beni şu anda öldürmekten beter eder bazı hayalperestler sanırsam… Önce cinsiyetçi ilan ederlerdi. Sonra eril tahakküm ile kadınlara tecavüz eden bir sapık olurdum, sonra da dünyadaki tüm günahların müsebbibi en kötü adam ilan edilirdim.

Ama bu yukarıdaki metin yerine “parlakfikirler ile kadınlar bilim dünyasının zirvelerini kadın gibi odaklanarak, hükmederek ele geçirecek ve erkek egemen toplum yıkılacak” şeklinde bir reklam yapsam her şey çok farklı olurdu.

İşte bu yukarıdaki popülist metni şehrin en işlek yerlerine assam eminim ki el üstünde tutulur, pohpohlanır, alkışlanırım. Kadın kelimesini burada pozitif ifadeler ile birlikte kullanmış olmam cinsiyetçilik yapmış olduğum anlamına gelmezdi ama yukarıdaki gibi “erkek kelimesini pozitif bir özellik ile beraber kullanırsanız” otomatikman cinsiyetçi olursunuz.

Bu ikinci metin her ne kadar gerçekçi bir metin olmasa da hatta yalan söylemiş olsam dahi fark etmez. Kim siker gerçeği? Gerçek çoktan öldü… Hakikat sonrası çağda yaşıyoruz dedim ya size. Düzen devam etsin de gerekirse tüm insanlık mutsuzluktan ölsün, yalancılıkta ve birşeylerin üstünü örtme alışkanlığında çığır açsın, önemli değil.

Bu düzende yalan söylemeden reklam yapmak suç değil belki ama suç işlemekten bile daha kötüdür modern toplum nazarında arkadaşlar. Ne olursa olsun bu modern düzende her daim gerçekleri söylemeyin yoksa sizi fena linç ederler. Sömürünüzü hayal satarak ve yalan söyleyerek, kılıflar kullanarak, modern düzenin yıkılmasını gerçekleri gizleyerek önleyin. Zira insanlık sanırsam bir süre daha bunu istiyor. Yazımı burada sonlandırıyorum. Hadi şimdi dağılabilirsiniz. Suç işlememek kaydıyla her boku yapmakta özgürsünüz…

Yorum ekle

Takip Et

Son Yorumlar